Uykudan uyandığımızda, gördüğümüz rüyanın ardından kendimize ‘Gerçeğe hoşgeldin dediğiniz oldu mu?
Neye göre, neyi baz alarak? Rüyada yaşadıklarımıza ve bir önceki duruma göre. Kısaca bitmez, tükenmez göreler ve boyutlar... İşin gerçeğinde boyut denilen kavram bile insanların algılamaları dahilinde kendiliğinden yaratılmakta. İnsan mevcut boyutları farkındalığı ölçüsünde sonsuz boyutların varlığına hükmediyor ya da gözlemleyerek gözlemleneni oluşturuyor. Ve de farkındalığı ölçüsünde artan boyut kadarıyla anlam ve algı spektrumunu genişletiyor.
Diğer yandan rüya örneğimize döndüğümüzde; uyandığımızdaki gerçekliğimizin ya da gerçeğin kendisi olarak kabullendiğimiz durumun hala rüya olmadığından eminmiyiz? Ya da mevcut rüyamızın devam edip etmediğini nasıl bilebiliriz?
Evet Matrix filmini izleyenlerimiz bilir. Filmin Kahramanı Neo’ya ‘Hoşgeldin Gerçeğe’ deniliyordu. Hangisi hayaldi Neo için yaşadıklarımı, o an mı ya da yaşayacakları mı? Hangi gerçekliğe inanmalıydı? Film çok ilgi gördü ve serisi çekildi. Filmin ilgi görmesinin bence en büyük nedeni, insanlığın bilinçaltında mevcut bilginin artık bilinç üstüne çıkarak sorgulanıyor olmasıydı.
Matrix kelime anlamıyla matematik açısından sayı tablosu olarak adlandılırken, diğer yandan anatomi literatüründe rahim olarak geçiyor. Film, insanları tamamiyle ele geçiren ve insanların hayal kurarak ürettikleri enerjiyi kullanan ve adına da Matrix denilen bir sistem üzerine kurulu. Ve bu hayaller tek kaynak olan Matrix aracılığıyla oluşturulduğundan, tüm insanlar aynı hayali, gerçek olarak paylaşıyorlardı.
Kuantum fiziğinin ulaştığı son nokta; EVRENİN İNSANLARIN KENDİ BAKIŞ AÇILARINA GÖRE DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE TAMAMEN BİR YANILGIDAN İBARET OLDUĞU.. Gerçek denilen kendisine baktığımız alem HAYAL den başka bir şey değil demiş tüm mistikler. Var biraz da sen oyalan demiş, Yunuslar..
İşte nasıl rüyalarımızda yaşadığımız acılar, üzüntüler ve savinçler uyandığımızda bizler için ne ifade ediyorsa, gerçek hayata uyanışta da acılarımız ve sevinçlerimiz bir o kadar anlam yüklenecek.
Gerçeklik kavramı, insanlar tarafından bilinçlarinde her an oluşmaktadır. Diğer bir ifadeyle insanlar kendi gerçek ve doğrularını oluşturmaktadırlar.
Günümüz nörofizyolojisinin tespitlerine göre, insan duyu organları birer frekans çözümleyicisi olarak çalışmaktadır. Hatta fiziksel nesneler olarak algılananların, aslında inanılan şekil ve renkte olmadığı, örneğin göz ile algılanan nesnenin aslında, o nesnenin gözün retina tabakasına düşen imgesi olduğu anlaşılmıştır. Yani görüntüler beyinde oluşmakta ve bu noktada holografik yapıdan bahsedilmektedir.
Beş duyu ile algılanan bütün uyarı ve dürtüler, elektrik akımı ve elektriksel dalgalar olarak beyne iletilmekte, ve bu duyular aracılığıyla dışarıdan alınan bilgiler, bizim var zannettiğimiz alemleri meydana getirmektedir. Modern bilim artık, gözün retinasına düşen frekansların, enerji düzeylerine göre muhtelif renk ve şekilde beynimizde oluştuğunu ispatlamış durumdadır.
Bir düşünürümüz ‘Bilgi insanı kozmik ışık haline getiren nurdur’ diyor. Nurun tamamlanacağı ifadesi, mutlak bilginin matrixte olduğu gibi herşeyi kapsayarak, geleceği şekillendireceği düşüncesi olabilir mi?
Ya da insanı kozmik ışık haline getiren ve nur(ışık) olarak nitelendirilen bilginin, varlığın aslı olduğu mu teyit ediliyor? Matrix örneğinde olduğu gibi zaman ve boyutsal sıçrama , holografik bilginin açığa çıkması mı? Evet aynen öyle... Rüyalar da bilincin farklı boyutlara bir yolculuğu. Veee.. Artık ölüm de bilincin bir holografik boyuttan diğerine geçişi olarak tanımlanıyor bilim tarafından da. Diğer bölümlerde hologram ve holografik ifadeleri üzerinde duracağız.
Konuyu Kur’an’dan ilginç ve bir o kadar da düşündürücü Kaf suresinin 21 ve 22. ayetleriyle noktalıyorum.
‘O gün herkes beraberinde bir muhafız, bir de şahit olarak Yüce Divana gelir. Allah ona buyurur:’Sen bundan gaflet içindeydin. İşte gözünün önünden perdeyi kaldırdık, şimdi artık gözün pek keskindir’’
Yalkın Tuncay